En Büyük Oyun Hangisi? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
Hepimizin hayatında bir “büyük oyun” vardır. Çoğu zaman bu oyunlar, toplumun yapı taşlarını oluşturur ve kimileri için oyun sadece eğlence, kimileri içinse hayatta kalmakla, yer edinmekle ve var olabilmekle ilgilidir. Şimdi, “En büyük oyun hangisi?” sorusunu biraz daha derinlemesine ele alalım. Bu soruya, sadece video oyunları açısından değil, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında da yaklaşalım. Çünkü, bazen gerçekten de hayat kendisi, en büyük oyundur.
İstanbul’da yaşayan biri olarak, sokakta yürürken, toplu taşımada veya iş yerimde her an gözlemlediğim sahneler, bana toplumsal yapının ne kadar karmaşık olduğunu hatırlatıyor. Bazı insanlar sokakta yürürken rahatça gülüp eğlenebilirken, bazıları kendilerini her adımda daha da baskı altında hissediyor. Bu durum, aslında hayatın kendisinin de bir çeşit “oyun” olduğunu ve kimlerin bu oyunda avantajlı, kimlerin ise dezavantajlı olduğunu gösteriyor. Peki, bu oyunların kurallarını kim yazıyor?
Toplumsal Cinsiyet ve Hayatın Büyük Oyunu
İstanbul’un kalabalık sokaklarında yürürken, hemen hemen her gün farklı toplumsal cinsiyet rollerine tanık oluyorum. Mesela, sabah işe gitmek için toplu taşıma araçlarına binerken, kadınların genellikle daha temkinli, daha dikkatli ve bazen de korku içinde hareket ettiğini gözlemliyorum. Çünkü onlar, her an bir taciz, bir sözlü şiddet veya daha kötü bir şeyle karşılaşabilirler. Bir kadın için İstanbul’da yalnız yürümek, bir oyun değil, adeta bir strateji gerektiriyor. Her adımını dikkatlice atmak zorundasın; nereye gittiğin değil, nasıl gittiğin önemli oluyor. Bu da hayatın “büyük oyununun” kurallarını şekillendiriyor.
Geçen gün bir arkadaşım, gece saatlerinde yalnız yürürken yaşadığı bir olayı anlatmıştı. Bir grup erkek, ona laf atmış ve arkadaşım bir süre yürüdükten sonra tekrar o gruptan birinin peşinden geldiğini fark etmiş. Hemen telefonunu çıkarıp, arka sokaklardan geçerek evine ulaşmayı başarmış. Benim aklımda tek bir şey vardı: “Neden hayat bu kadar zor?” İstanbul’da yalnız bir kadın olmak, ister istemez bir oyun oynamaya benziyor. Ama bu oyun, kimseye eşit başlamıyor. Kadınlar, toplumsal cinsiyet rollerinden ötürü bu oyunun başında zaten dezavantajlı.
Çeşitlilik: Herkes Aynı Oyunla mı Başlıyor?
Bir gün, işyerindeki arkadaşlarımla sohbet ederken, gündemden bir şeyler açmıştık. Kimi “En büyük oyun hangisi?” derken, kimisi de “Hayat değil mi?” diye yanıt verdi. Hepimiz farklı dünyalardan geliyoruz. Biri düşük gelirli bir mahallede büyümüş, diğeri büyük bir semtte. Çeşitli etnik kökenlerden, farklı yaşlardan, farklı toplumsal sınıflardan gelen insanlarla aynı şehirde yaşıyoruz. Ama oyun, her birimiz için farklı oynanıyor.
Bir yanda, zengin mahallelerde doğan ve okullarda “sistem” tarafından zaten belirli avantajlarla büyütülen çocuklar var. Bu çocuklar, büyük şirketlerde yönetici olabilir, hızlıca terfi edebilir. Diğer yanda ise, gece vardiyasında çalışan, düşük maaşlarla hayatta kalmaya çalışan işçiler var. Bunların, hayatın “büyük oyunu”nda kazandıkları her puan, bir mücadele gerektiriyor. Örneğin, bir arkadaşımın babası, 35 yıl boyunca gece gündüz çalıştı ama bir türlü kendi işini kuracak kadar birikim yapamadı. Çünkü toplumun kuralları ona hep düşük gelirli bir işçi olarak kalmasını dayatmıştı. Hani bazen düşündüğümde, hayat gerçekten de bir oyun gibi değil mi?
Toplumsal çeşitlilik, herkesin bu oyunda aynı kurallara sahip olmadığı anlamına geliyor. Herkesin başlamadan önce farklı yetenekleri, engelleri, kaynakları var. Bazı insanlar, toplumsal olarak daha fazla şansa sahipken, bazıları ise bu şansı bile kullanabilecek pozisyonda değiller.
Sosyal Adalet: Oyunun Adaletli Olması Mümkün mü?
Geçtiğimiz günlerde bir sokak röportajına denk geldim. Genç bir kadına, “Sosyal adalet nedir?” diye sordular. Kadın, bir an düşündü ve şöyle dedi: “Sosyal adalet, her insanın bu oyunda eşit fırsatlara sahip olması demek. Ama gerçek şu ki, bu oyun hiç adil değil. Fırsatlar sadece bazılarına sunuluyor.” Bu sözler bende uzun süre yankılandı. Gerçekten de, sosyal adalet meselesi hayatın en büyük oyununda nasıl işler? Birçok kişi, oyunun sadece bir parçası olma şansı bile bulamıyor.
Sosyal adaletin olduğu bir dünyada, herkes aynı başlangıç noktasına sahip olmalı. Yani, insanlar doğuştan gelen toplumsal cinsiyet, ırk, etnik köken veya ekonomik durum farkları nedeniyle dezavantajlı olmasalar, toplumsal oyun daha eşit olurdu. Ama gerçek hayatta, bu adaletin sağlanması neredeyse imkansız. İşyerlerinde kadınların terfi şansı daha düşükken, aynı işi yapan erkekler daha yüksek maaşlar alabiliyor. Bu, toplumsal cinsiyetle alakalı bir oyundur. Yani, hayat gerçekten de bir oyun ama bazı insanlar, bazen kurallara bile hiç uymazlar.
Günlük Hayatta Gördüğüm Oyunlar
İstanbul’daki sokaklarda yürürken, her zaman hayatın oyununu gözlemliyorum. İnsanların yürüyüşleri, giyim tarzları, her bir adımları… Hepsi bir oyun. Birisi durup elini cebine koyarken, diğeri dikkatlice etrafına bakarak hızla yürür. İşyerinde ise herkes kendi rollerini oynuyor. Toplumun koyduğu roller bazen o kadar katıdır ki, insanlar istemeseler bile o role bürünmek zorunda kalabiliyorlar.
Bir gün, metroda bir grup genç konuşuyordu. Aralarındaki bir çocuk, “Baba bana yeni telefon almazsa, bu oyun bitti,” dedi. Herkes gülüp geçiyor ama ben o cümlenin ardında çok derin bir anlam gördüm. Hayat gerçekten de bazı insanlar için bir oyun olabilir. Ama bu oyun, her zaman eşit başlamıyor. Bazılarının başlangıç noktasında telefon, araba ve her türlü lüks varken, bazılarının oyun başındaki tek kaynağı umut oluyor. Kimse, bu gerçeği görmezden gelemez.
Sonuç: En Büyük Oyun Hangisi?
Sonuç olarak, “En büyük oyun hangisi?” sorusunun cevabı kişiden kişiye değişiyor. Ancak, hayatın kendisi bir oyun. Herkesin oynamaya çalıştığı bu oyun, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi meselelerle şekilleniyor. Kimisi için bu oyun sadece bir eğlence, kimisi içinse hayatta kalmakla, kimisi içinse bir mücadele. Bu oyunun kurallarını değiştirmek, herkesin eşit şansa sahip olduğu bir dünya kurmak mümkün olabilir. Ama bu, gerçekten de büyük bir oyun. Kim bilir, belki bir gün bu oyunun kurallarını değiştirebiliriz.