Bakla ve Bezelye Hangi Aylarda Ekilir? Bir Baharın Hikayesi
Kayseri’nin serin sabahlarında, ilkbaharın o taze havası yavaşça şehri sarhoş etmişken, ben de bir yandan pencerenin perdesini aralayıp dışarıya bakarken, diğer yandan ellerim toprakla buluşmak için sabırsızlanıyordum. Sonbaharın uzun ve gri günleri geride kalmıştı. Taze umutlar, çiçekler ve bir şekilde her şeyin yeniden doğacağına dair derin bir inançla beklediğim o bahar nihayet gelmişti. Baharın gelişi demek, sadece doğanın değil, aynı zamanda ruhumun da canlanması demekti. İşte o anda aklıma takılan bir soru vardı: Bakla ve bezelye hangi aylarda ekilir? Bu iki sebze, mevsim geçişinde başlamak için en doğru zamanlardı. Ama bir şekilde, bu soru benim için bir başlangıcın, umutla beklediğim bir dönüm noktasının sembolü haline gelmişti.
Bir Başlangıcın Hikayesi
Bu soruyu düşündüğümde, yıllardır Kayseri’nin köylerinden birinde büyüyen dedemin bahçesini hatırlıyorum. Dedem, her yılın bu zamanlarında, sabahları erkenden uyanır, taze havayla birlikte sabah kahvesini içmeden önce toprağa ellerini batırırdı. Çocukken, onun her hareketine hayran kalırdım. En basit şeylere bile büyük bir anlam yüklerdi. Ben de bazen ona yardım ederdim, tıpkı bu yıl olduğu gibi. O bahçede toprakla uğraşmak, bana hep bir şeylerin çok derin olduğunu, büyüdükçe anlam kazanacağını hatırlatmıştı.
Bir gün, sabah kahvesini içtikten sonra dedem bana sormuştu, “Biliyor musun, bakla ve bezelye hangi aylarda ekilir?” O anda çok düşündüm. Belki de bu soruyu basitçe cevaplamak yerine, bir anlam çıkarabiliriz diye düşündüm. Çünkü dedem için bu sadece bir soru değildi; bu, hayatın döngüsünün, toprakla olan bağımızın ve bir zamanların gelip geçmesinin sembolüydü. Bakla, mart ayında, bezelye ise genellikle nisan başında ekilir; bu, doğanın bize sunduğu bir işaret gibiydi. Sonbaharın karanlık günlerinden çıkıp ilkbahara adım atarken, bu ekimler, hayatın yeniden başladığına dair bir umut ışığıydı.
Hikayemin Göğsümdeki Boşluk
İlkbaharın gelmesiyle birlikte içimdeki duygular da iyice karmaşıklaşmıştı. Şehirde, gürültü içinde çalışırken, ben hep orada, köyde dedemin bahçesinde olmayı hayal ediyordum. Kayseri’nin gürültüsünden uzak, toprağa ellerimi batırmayı, gözlerimi kapatıp doğayı dinlemeyi istiyordum. Ama bir yandan, bu hislerimi tam olarak ifade edemiyor, kaybolmuş gibiydim. Toprakla uğraşmak, bana hep huzur vermişti. Her yıl bu zamanlarda, toprağa bakla ve bezelye ekmenin, doğanın uyanışına katkıda bulunmanın anlamını hissederdim. Ama bu yıl, içimdeki boşluk da büyümüştü. Bir eksiklik vardı; belki de artık hayatta pek çok şeyin değişmeye başladığını hissediyordum. Hep aynı yerden çıkmaya çalışan bir tohum gibi, kendimi de bir değişim sürecine girmiş buluyordum.
Kayseri’nin dağlarından gelen o serin sabah rüzgarı, bir yanımı soğuturken, diğer yanımda sıcak bir bahar rüzgârı esiyordu. Yavaşça, yıllardır öğrendiğim toprakla uğraşma ritüelini hatırladım. Bunu çok sevmiştim, ama bir eksiklik vardı. Belki de eksik olan, toprakla olan ilişkim değildi, belki de içsel bir eksiklikti. O gün, evde yalnızken birden kendimi dedemin bahçesindeki bahar günlerini hatırlarken buldum. “Bunu yapabilirim, yeniden toprağa dokunabilirim,” dedim içimden. Belki de toprağa bakla ve bezelye ekmek, yeniden başlamanın simgesiydi. Bu, kaybolan hisleri geri kazanmanın yoluydu. O eksiklik ve hayal kırıklığı, biraz da umudu geri getirebilir miydi?
Bir Gün, Bir Umut
O gün, Kayseri’nin dağlarından bir umut ışığı gibi gelen rüzgarla birlikte, ben de yeniden bir şeyler ekmeye karar verdim. Sabaha karşı uyanıp, dedemin eski bahçesini tekrar hatırladım. Evet, belki de bu yalnızlık, bu bekleyiş bir şeylere daha değerli bir anlam katabilirdi. Belki de dedemin yıllar önce bana söylediği gibi, bakla ve bezelye doğru zamanda ekildiğinde büyür, filizlenir ve sonunda meyve verir. Doğanın ritmine ayak uydurmak gerekiyordu, hem de her şeyin tam zamanında. Yavaşça bu düşüncelerle, sanki içimdeki boşluk da hafifledi. Belki de bir şeyleri doğru zamanda ekmenin, büyütmenin, sabretmenin zamanıydı. İşte o an, toprağa ellerimi batırmak için harekete geçtim.
Hayatın Kendisi Gibi: Bekleyiş
Toprağa bakla ve bezelye ekerken, gözlerimi kapatıp geçmişi hatırladım. Dedemin bana söylediği o sözleri: “Bazen her şeyin zamanı vardır, bekle. Her tohumun filizlenme süresi farklıdır, sabret.” Evet, belki de doğruydu. Ben de sabretmeli, umudu yitirmemeliydim. Toprağa ektiğim bakla ve bezelye tohumları, belki de hayatımdaki değişimlerin ilk adımlarıydı. Bu sefer, toprakla ve kendimle yeniden bağ kuruyordum. Her şeyin zamanla büyüyüp meyve vereceğini hissediyordum. O an, Eylül ayında bakla ve bezelye ekmenin anlamını daha derinden kavradım. Bu, sadece bir meyve vermek değildi; aynı zamanda hayatın, zamanın, sabrın ve umutla büyümenin simgesiydi. Hayat, her zaman doğru zamanda büyüyecek olan bir tohum gibiydi.
Sonuç: Beklemek ve Sabır
İlkbaharın o serin sabahlarında, toprağa ekilen bakla ve bezelye tohumlarının filizlendiğini görmek, her şeyin zamanında büyüdüğünü hatırlatıyordu. Ben de yeniden doğuyordum, ama bu sefer sadece doğa değil, kendimle de barışıyordum. Evet, Kayseri’nin dağlarından esen o rüzgar hala serin, ama artık içimde sıcak bir umut var. Belki de beklemek, sabretmek ve zamanın gelmesini görmek her şeyin doğru yerinde olacağına inanmak, en büyük gücümüzdür. Bu, sadece toprağa ekilen tohumlar için değil, hayatın her anı için geçerliydi.